Sayfalar

20 Aralık 2011 Salı

♥ ♥ ♥ Yeni Tasarımım ♥ ♥ ♥ Resim Üstüne Yazı Ekleme ♥ ♥ ♥

Evet bugün Cuma günü hazırladığım 2 yeni blog resmimi sizlerin oylarınıza sunacağım. 
Ne zamandır resimlerimde yüzüm gözüksün istemediğim için resim ekleyemiyordum.
Hatta ne yapar ne ederim derken en basit yöntemi buldum MS Word'de tasarladım ve paint'e attım. 
İşte bu kadarcık! 

Aylardır kime sorsam bu konudaki sorularımı es geçti, konuyla ilgili bloglar vardı Allah'tan ama verdikleri linklerdeki dosyaları da ne yazık ki sadece evdeki laptopıma yükleyebildiğimden iş yerinde dımdızlak(!) kalakalıyordum. 
(Dımdızlak dedim de aklıma geldi, dün akşam Çok Güzel Hareketler Bunlar oyununa gittik sevgilimle. Yılbaşı programı çekimleriydi, çok eğlendik, yarınki postumda ondan da bahsedeceğim. 
Ne alaka demeyin şimdi dımdızlakla, Demet Akbağ da misafir oyuncular arasındaydı ve "dımdız-lak" kalmakla ilgili esprisine çok gülmüştüm. :) )
Velhasıl-ı kelam çok şükür imdadıma MS Word yetişti. 

Varan 1

Yukarıda da gördüğünüz üzere bunu üste aldım ama aslında yanlamasına uzun tutmak istiyordum ama fotoğrafın kalitesi bozuluyordu. İlerleyen günlerde bunun için de bir çözüm bulursam paylaşırım canlarım sizlerle de.

Varan 2

Bu gördüğünüz resimler, Çeşme'de aşkımla geçirdiğimiz Ramazan Bayramı tatilinden arta kalanlar... Gerçekten bayıldım sahil kısmına, ufacık bir yer ama oldukça klas ve değişik bir havası vardı; biraz Avrupai, biraz da Boston'daki Newbury Street'in havası vardı, belki bilenleriniz vardır!? Kesinlikle görülmeye değer balayı havasında geçireceğiniz bir gece garanti ediyorum sizlere Çeşme'nin merkezinin hemen dibinde yat limanının olduğu kısımdan bahsediyorum, adı var mı bilmiyorum ama bu mağazaların ve şık restorantların olduğu yer.
***
Gelelim oylamaya!..

Ne diyorsunuz?

Sizce hangisi başta dursun? 

Biraz vakit bulabilsem tüm fotoğraflarımı düzenleyip paylaşacağım ama fotoğraflar evde, ben işte malesef... :)) :((


16 Aralık 2011 Cuma

~~~ TARİFSİZ MUTLULUK! ~~~


Bu aralar tüm gününü online alışveriş sitelerinde ve bloglarda geçiren biri olarak bugün yaşadığım tarifsiz mutluluğu paylaşmak isterim sizinle...





Önce şöyle kısaca olayı özetleyeyim:
İnsanlar var: Derdini anlatırsın anlatırsın anlamaz, anlamak istemez, başka tarafa çeker, cevap vermek istemez, uzatır da uzatır... İnsanlar var: "Anlatma, istemiyorum" dediğin kötü şeyleri inadına anlatır, kötülüklerini kusarlar. İnsanlar var: İyi niyetli olsalar da önyargılı olmaktan ve yapıları gereği her soruya at gözlüğüyle bakıp HAYIR, YOK, OLMAZ'la cümlelerine başlayan...


Ben bir süredir farkında olmadan bu tür insanların etkisinde kalıyormuşum da haberim yokmuş meğer.
Bir süredir yanımda bulunan herkese işkence ettiğimi düşünüyordum kararsız olduğum için, meğer durum tam da aksineymiş, bana işkence ediliyormuş. İnsanlar beni sabote ediyormuş; bilerek veya bilmeyerek ama karar mekanizmamı çökertmişler bir şekilde! Fikirlerime, zihnime işlemişler zamanla tüm olumsuz tutumlarını... "O mu, bu mu?" diye diye hiçbir şey alamıyormuşum. Kasaya kadar gelip kasada vazgeçiyormuşum.


Dün uzun süredir ilk kez tek başıma alışverişe çıkmıştım. Benim baktıklarıma hızlıca "Hı hı! Yok Bence güzel değil! Hiç beğenmedim." deyip moral bozan, direk kendi için dolanıp benim fikir vermeyi seven yanımdan faydalanan, arkamdan "Hadi artık, tamam bitti mi?" gibi cümleler gelmeden, "Aaah! Yoruldum hadi!" gibi sızlanmalar, girdiğim mağazada beni çekiştiren biri olmadan (kendimi çoğu zaman çocuğuyla alışverişe giden anne gibi hissetmem de bu yüzdenmiş meğer) gezmek paha biçilemezmiş. 


İşte böyle böyle benim alışveriş zevkim işkenceye dönüşmüş ve ben online alışverişe yönelmişim. Ama dün akşam, haftasonu arkadaşımın evine gideceğimden şöyle dokunarak, hissederek bir şeyler almak istedim ve ne buldum bilin bakalımmmm?
Sakin ve huzurlu bir şekilde birbaşıma alışveriş yapabiliyormuşum bennnnnn! :))



***
Evet burda kesiyorum,
pek kısa olmadı özet ama iç dökmeye kalkınca eteğimdekiler de döküldü, hep incilerimden mi dökülsün di mi ama?
:)

Şimdi paylaşacaklarım gizli kalacak, aramızda yani, söz mü? ;)

Hayatım roman hesabı!...
Yaşadığım bir diyalogtan benim tarafıma ait kısımları paylaşacağım sevgili blogdaşlarımla... :)

***


§ ßЄβЄКΩ §:   

şu çağrı merkezlerindeki insanlar ne kadar relax, ne güzel.
soru soruyorsun,
"eh ıh yok" falan demiyorlar, 
"anlamadım" falan da demiyorlar,   
hem de 7 kat el yabancı yine de derdini anlıyor 

ve tek bir cevabı var ve çözümcül:
"hemen yardımcı olayım." diyor. 

"kartınıza 2-3 iş gününde yansıtılır." diyor. 
aman Allah'ım
sorumun hemen cevabını alıyorum; direk, oyalamadan,
anlaşmazlık olmadan, tartışmadan...

ne büyük mutluluk,
böyle bir huzur,
varmış oh be! 


§ ßЄβЄКΩ §:   
                                                                                          

valla bundan yazı çıkar.
alışveriş huzuru ve çağrı merkezlerinin insana verdiği huzur...
olumsuz insanlardan sonra 
herşey ne olumlu geliyor

  § ßЄβЄКΩ §:
kendimi rahatlamış, özgür,
sanki yurtd
ışına çıkıp gelmiş gibi hissediyorum! günahlarımdan arınmış gibi! 

bu kadar yoruyormuş beni demek dert anlatmak!...

  § ßЄβЄКΩ §:
yokmuş böyle bir lezzet!

başka yerde huzur bulmak bu olsa gerek heheh :) bunu yazıcam.

  § ßЄβЄКΩ §:
yaşadığım stres ve baskıdan sonra hissettiğim huzur ve mutluluktan bahsedeceğim,

ne büyük nimetmiş onu anlatacağım


                                                         ***************************

9 Aralık 2011 Cuma

♥ ♥ ♥ Benim Annem Güzel Annem...♥ ♥ ♥

♥ ♥ ♥

Boyner Mağazaları'ndan alışveriş yapmasanız da illa ki görmüşsünüzdür mağazalarını.
Ben geçenlerde ilk kez Boyner'in e-alisveris'ini denedim ve hizmetten oldukça memnun kaldım. Kargom ücrete dahil olan hediye paketi ve alternatif süslemeleriyle geldi, hem de siparişi verişimin ertesi gününde. İş yerimin hemen dibinde olan Forum Alışveriş Merkezi'ne bunun için gitmeme gerek kalmadı, ayağıma geldi. Benim için oldukça sevindirici bir detay bu çünkü ben Boyner'e hatta sadece Boyner değil hangi mağazaya girersem gireyim tek tek bakmadan çıkamıyorum, alacağım belli olsa bile! :))


Gördüğünüz kurdelayı daha cici geldiği için kullanmak istedim, diğeri daha resmi geldi. Bu arada diğerinin fotoğrafını ne yazık ki çekmemişim ama gardolabımda hazır duruyor ;) Bir ara çekip eklerim inşallah.



Kutuyu açtım içine de notumun iliştirildiği kartı buldum. Gerçekten hoş düşünülmüş sizce de öyle değil mi?

♥ ♥ ♥

Annemin almam için siparişini verdiği hatta parasını vermeyi bile teklif ettiği ufacık birşey aslında bu hediye. Annem benim kıyamaz hala kızlarına, hep parasını teklif eder. Benim kendi gibi yüreği de güzel annem.
İstediği de hepi topu minicik bir el kremi :) gazetede okumuş, küpürünü kesmiş, "internetten bir baksan" diyor. :)) İnternetten kitap istiyordu canım annem ne zamandır, dönüp de isteğini yerine getiremeyince vicdan azabından ben de aradım buldum ve siparişini verdim annelerin güzeline.  



%100 doğal, Shea yağı, onarıcı el kremi.

İyi günlerde kullansın benim pamuk annem ;)

Seni Seviyorummmmmm!

7 Aralık 2011 Çarşamba

AŞK-I MEMNU


Aşk-ı Memnu'nun üstünden aylar geçti belki ama hala her izlediğimde tüylerimi diken diken eden, sanki ben yaşıyormuşum gibi göğsümü sıkan ve boğazıma oturan bir his oluşuyor. Öyle gerçekçi, öyle etkileyici ki!.. Her biri dalında en güzel rolleri oynamış: Firdevs Hanım, Bihter, Behlül, Matmazel ve en sevmediğim Nihal bile... 

Şimdi hepsi başka dizilerde başrollerde oynuyorlar ve farklı karakterlere büründüler. Hayır hayır, gerçekten büründüler: KOSKOCA Bihter, süklüm püklüm, paspal, mavi boncuktan uyduruk kolyeli Fatmagül oldu. Behlül.... Aşağıda paylaştığım sadece tek bir videosu bile nasıl farklı bir havaya, karaktere büründüğünün göstergesi. Bu konuda daha çooook konuşurdum ama yasaklıyım malum ;) :p ıhm ıhmm!!


Film eleştirmeni değilim elbet ama yüreğime dokunan böyle 2 sahne, böyle güzel görüntü, ses, kostüm, makyaj, oyunculuk görmedim. Eğer ki Türk dizilerine Oscar verilseydi, oyum kesinlikle Aşk-ı Memnu'dan yana olurdu. 


Bu görüntü kalitesinin dizilere geçmesi elbette ki Asmalı Konak'la gerçekleşti. Aynı dönemlerde olmamasına ve hatta daha da eski olmasına rağmen Aşk-ı Memnu ile senaryo, oyunculuk, görüntü ve seste Oscar için yarışabilecek bir tek Asmalı Konak var. Tabi benim oyum yine de Aşk-ı Memnu'ya olurdu ;)




Ne de içten "Ölüyorum anlasana, anne ben ölüyorum yardım et." diyor.
Sanki acıyı ben çekiyorum da ben yardım istiyormuşum gibi kıvranıyorum izlerken.
Hele şu sahnedeki monolog (Behlül'ün sesi çıkmadığı için :) ) yakıyor beni: "Beni beni Bihterin'i!... derken Bihter hissediyorum aynı acıyı.

Kapanışı Bihter yapacak ;)


Âlâ!...

        Sevgili Blog arkadaşım KelebekGibi bugünkü postunda Âlâ dergisi'nin düzenlemiş olduğu abonelik yarışmasında birinci gelişini ama galipken mağlup oluşunu anlatıyor sevgili dostlar. KelebekGibi'nin yazısı benim bu yazıma vesile olmuş oldu.
***

        Âlâ dergi'nin ilk veya 2.sayısındaydı sanırım benim nişan fotoğrafımı yayınlamışlardı. Ben de konuyla ilgili, dergiye 17 Haziran 2011 tarihinde mail atmıştım. İşte bu da mailim:

        "Merhabalar,

        Derginizi henüz elime almadım ama bir arkadaşım, nişan fotoğrafımın derginizde kullanılmış olduğunu söyledi. Merve Dağlı'nın çekmiş olduğu bir fotoğraftı ama benden izin alınmadı bu konuda. Bilemiyorum hangi resmi kullandınız ama izin alınması gerektiğini düşünüyorum. Eğer yüzümüzün görünmediği bir fotoğrafımızı kullandıysa bile bize ait bir fotoğraf olduğu için yine de bilgilendirilmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda yetkili kimle görüşebilirim?"


Bu da yayınlanan fotoğrafımdı.

         Bu konuda kimse bana bir dönüş bile yapmadı.Bunu genellemek istemiyorum aslında ama bir tesettür dergisi bile insanların mahremiyetine özen göstermiyorsa daha ne denebilir bilemiyorum doğrusu. Evet yüz gözükmüyor belki sadece bedenim var ama bana ait. Dediğim gibi belki yayınlanmasına bir şey demeyecektim ama en azından bilgilendirilmek hoş bir davranış veya izin istemek kanuni ve ahlaki olurdu.

        Sevgili Elif Kavakçı'nın bu konuda benden izin istemesi ve benim nazardan korkumdan dolayı yayınlamamasını isteyişimdeki anlayış ne de güzel bir edepmiş meğer. 

        Bunu bloğumda da belirtmek isterim diyip aynen kopyalıyorum.

        İnternet ortamında izinsiz kullanımlara karşı koyamıyoruz belki ama bunu TÜM AVRUPA'YA YAYILAN (!) ve Türkiye'deki ilk ve tek tesettür dergisi'nin yapmaması gerektiğine inanıyorum. Bunun ben de hiç Âlâ bir davranış olduğunu düşünmüyorum.
       
          Ama yine de dediğim gibi, bunun için bütün yorganı yakmaya niyetim yok. Sadece kendimce daha doğru olduğuna inandığım bir yaklaşımı savunuyorum. En azından iletişime geçebileceğim bir kimse olsaydı o da fena olmazdı.

         

     

6 Aralık 2011 Salı

DUYDUK DUYMADIK DEMEYİN!!!

Tüm Blog Yazarları Toplanıyormuş!


***

           Blog aleminde daha çok yeni olduğum için pek takipçim yok şimdilik ama sırtımı öyle bir yere dayadım ki, (merak edenler buraya bir TIK lütfen) sanki babam milletvekili :p

                                                                          ***

          İnsanlar blog yazılarını yıllarına göre ayarlarken ben "Ne kadar da geç kalmışım blog dünyasında" diye hayıflanıyorum. Daha önceleri blogla tanışmamış olduğum için hayıflanmam da hayatımda olan onca güzel şeyin kaydını tutamamış, burada o güzel anıları canlandıracak izler bırakamamış, bunları paylaşamamış olmamdan kaynaklanıyor.

          Gerçi geçen yıla kadar blog aleminin bu kadar yaygın olduğunu ve bir blog sayfasına ihtiyacım olduğunu dahi düşünmüş değildim. Dünyayı gezmekle, sözlüklerde yazmakla ve daha ziyade eğitimimle meşgul olduğumu ve blog dünyasınının farkına bile varmadığımı söylemek isterim. Yıl 2010 sonuydu sanırım, 2011 için hedeflerimi yazıyordum ve blog sahibi olma fikrimi hedeflerim arasına koydum. Ben yapacaklarını ve yapmak istediklerini düşündüğü anda paylaşan biri olarak bunu ilk facebook'tan duyurmuştum. Tabi o zamanlar ortada fol ve yumurta yoktu!... :)

           Neyse, öyle veya böyle, bugün buradayım ve bundan da oldukça mutluyum. Burada, blog alemine yeni katılan bir blogger olarak yalnız olmadığımı bilmek de ayrıca memnuniyet verici. Bu tıpkı bir yerlerde birilerinin elele verdiğini ve bir el de sana uzattığını bilmek gibi... Bir zincirin halkasını oluşturmak gibi ve hatta hatta bir baltaya sap olmak gibi :p

           Böyle güzel ve faydalı bir birleşmeden haberi olmayanları haberdar etmek ve birliktelik hissinin güzelliğinden, aidiyet duygusunun verdiği huzurdan bahsetmek için açtım bu konuyu bugün.



           Siz de bu halkanın zinciri olmak, elele kenetlenmek istiyorsanız buraya TIK TIK

5 Aralık 2011 Pazartesi

GiDeSiM GeLdİ...

Bana ara sıra gelirler böyle!...
Belki Yay burcu olmamdan,
Belki annemle babam sağolsun gezmeyi, gezdirmeyi, yedirmeyi çok sevdiklerinden,
Belki de değişiklik isteğimin çanları çalıyordur, kim bilir?!



Eskiden vize sorunum yoktu tabi. Hey gidi hey! 
Şimdi nereye gidecek olsam vize derdi çıktı başıma. (Bir bu eksikti :p)
Dahası balayı için yeni çıkartmış olduğum pasaportum da evlendikten sonra soyadım değiştiği için artık geçersiz durumda :(
Burdan yakıcam yakıcam da "Ya Nasip" diyip geçiyorum.
Bu da kendimi bir nevi kapana kısılmış fare ve kafesine sığamayan kuş gibi hissetmeme neden oluyor.



Hayat felsefemi gayet az ve öz bir dille anlatan, bir nevi mottom diyebileceğim Shakira'nın şarkısında geçen bir söz var:
"Walking gets too boring when you learn how to fly!" (Nasıl uçacağınızı öğrendiyseniz, yürümek artık çok sıkıcı gelir).
Nasıl da güzel açıklamış değil mi?
Galiba asıl sebep de bu; uçmanın zevkine varınca, yürümek artık fasa fiso! :)
Uçamayınca da kafese kapatılmış gibi hissetmek kaçınılmaz hal böyle olunca. :(
E tabi yürüyebilmek de büyük bir nimet. Böyle gitmelerimin geldiği zamanlarda kapanış cümlemdir bu benim. Uçamıyorum bari yürüyebildiğime şükredeyim hesabı...

Her neyse dediğim gibi gitmelerim geldi bugünlerde benim.
Hayat telaşı bitince, kendime bir uğraş çıkarıyorum sanırım :s
Canım kardeşimin düğününü de atlatınca, yapacak başka bir iş, gidecek başka yerler arar oldum.
Hayata dair planları bile gezmelere göre düzenliyorum niyeyse!?
Aklımda bir yer var ama Ya Nasip! ;)



Evet ben zengin olmaya gidiyorum! ;)
Gelen var mı?


Bu şarkı da benim gibi gitmeleri gelenlere gelsin ;) :p
Bazen ben de terk edip gidebilsem keşke diyorum
İçimde bir İstanbul var ondan vazgeçemiyorum.
Söyle; taşı toprağı altın olmuş kaç yazar?
Delik testi umutlarım, akar altından azar azar.

Söyle, neye yarar yaşamak altın bir kafeste
Bir yanım seni beklerken,
diğeri bekler ölümü ağır ağır?
Hayat bu işte;
Kanatlanıp gitmek dururken
Dört duvar içinde hapsolursun...



Dip Not: Bu arada başka bir yazının konusu bir sohbet grubu başlattık Allah'ın izniyle, eşimin kuzenleriyle...
Ve Ağva gezimizden notlarla döneceğim pek yakında !...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Follow Me on Pinterest